YAŞAMIN KIYISINDA



Bizler yaşamın kıyısında hayat ile ölümü birbirinden ayıran çizgide doğduk. Hayattaki onca eğrilip doğrulmalara rağmen yaşanan günde her ne olmuşsa olsun bizler her zaman çizgimizi koruduk. Nedendir bilmem ancak bizler iç(ler)imizle ara sıra sorunlarımızdan olsa gerek; fotoğraflarda kuytularda, anılarda kiracı, zihinlerde bulanık kaldık. Ne yazık ki hayatlarımızdaki boşlukları doldurmada sınavdaki kadar başarılı değiliz.

Şehirler arası otobüslerde bize kalan koridor gelecek olursak; yine o keyif müptelaları tarafından gasp edilmiş olan cam kenarındaki koltuğun kaybının hüznünü halen taşımaktayız. Çünkü dışarıda kaçırdığımız bir kuşun kanat çırpışı, güzleri ömrünün vadesini doldurmakta olan yaprakların çırpınışları vardı. Oturmuş olduğumuz koridor tarafı ise bir nevi ölümdü. Hal böyle olunca bizlerin de bir tarafı hep dışarıda kaldı. Bununla birlikte giderek ilerleme göstererek annelerimizin yaptığı böreklerden yemek için öncelikle köşe taraflarını gözlerimize kestirmekle birlikte evleneceğimiz zaman salonun merkezinde kendisine yer bulacak olan köşe takımı seçiminin paradoksunu hala zihnimizde barındırıyoruz.

Nasıl bir hal almışsak artık bizlerin bir başka özelliği de kimi zamanlarda yaşanan gün ve an ne olursa olsun kendimizi oraya ait olup olmadığını sorgulama hissini atamıyor oluşumuz en ince şivelerimizden olmuştur hep. Herhalde doğduğumuz kıyılardan olsa gerek. İnsan bazen nereli olduğunu ister istemez başkalarına gösterebiliyor.


Zamanla bir şeyler kazanmak isterken elde ettiğimizin tek kazanımın zamanı kaybetmemiz olması oldukça acı verici. Lakin bizler düşünce denizlerinde ömür çürütmüşler olarak biraz geri kafalıyızdır. Evimize giden yolda başımıza bir şey gelirse diye bütün rotayı kafalarımızın bir kenarlarına kazımıştır çoğumuz. Ait olduğumuz konumu iyi bilmemiz ve buna göre davranmamız anlayacağınız üzerinde doğmuş olduğumuz çizgiyi bozmamamız bizim için oldukça önemlidir. Her ne kadar hayatı doruklarda yaşayanlar olmasak da diplerde düşünmek de kötü bir şey değildir diye tahmin ediyorum. Çünkü bu gözlerin doruklarda düşünenlerin diplerde yaşadığına tanıklık etmişliği var. Yaşam dedik ölüm dedik benim demem odur ki asıl mesele çizgiyi bozmamakta. Çünkü bu öyle bir şey ki bir an olsun negatif düşünmeye başladığında ( çizginin ölüme bakan kısmı ) seni kendine doğru çekmeye başlıyor.


Geçen gün yine ölüm deryalarına keşfe dalacakken birden bire tanımadığım birisi omzuma dokundu. Sonrasında kafamı çevirdim ve bir de ne göreyim? İnsanlar yaşadıkları anın tadını çıkartıyor bir şeyler paylaşıyor ve görünürde gayet memnunlardı yaşantılarından. Evet orada hayat vardı ve o günden beri kendime her gün şu soruyu sormaktayım: Ben yaşamaya sırt mı çevirmişim? Anladım ki bahsettiğim çizginin anlamı ölmüyorsun ama yaşadığın da pek söylenemez anlamına gelen bir şeyden başkası değilmiş.


Her insan kendinde biraz gezginlik barındırır bu arada. Tek fark ise kimisi bir gemi kaptanı edasıyla yaşantısında emin adımlarla mürettebatıyla kıyıdan kıyıya giderken kimileri de yanında birkaç yollukla ile beraber yalnızlıklarına kürek çekiyorlar. Ne olursa olsun, iki taraf da ilerleme kaydettiği sürece kimin ne yaptığı çok da önemli değil. Çünkü hiçkimse bir önceki günde bulunduğu yere ait değil. Belki de bu yüzdendir kendimizi herhangi bir yere ait hissetmiyor oluşumuz.



Velhasıl kelam, hayatta ilerlemek istiyorsak dalgaların bizleri sürüklemesine izin vermeliymişiz. Nerelere olduğunun bir önemi yok. Mesele kıyılar veya iç taraflar değilmiş mesele insanın kendini nerede gördüğüymüş. Tabi ki de dış şartların bunda payı çok büyük ama ben yine de insanın kendisini toplumun beklentilerine göre biçimlendirmemesini, hareketlerini onların istekleri doğrultusunda değiştirmemesi gerektiğine inanıyorum.

Başkaları sizleri hayatlarının merkezlerinden kıyılarına doğru itebilir. Sizlere de tavsiyem şudur ki; kıyılarda yaşamaktan keyif almaya çalışın ve hiç bir yabancılaşmanın sizin kendiniz ile olanınkinden daha tehlikeli olmayacağını bilin.


Tom Rosenthal - Go Solo

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.