YAŞARKEN UNUTULAN "AN"



Herkesin hayatta sevdiği, hatırladıkça içinin huzurla dolduğu bir “an” hatta "anlar" vardır. Yalnızca varlığını hatırlamakla bile insan kalbine iyi gelen anlar. Bazen acı verir. Bir daha tekrarlanması mümkün olmayan bir andır. İnsanı böyle anları kötü anlardan daha çok üzer. Çünkü bu anlar hayal olamayacak kadar gerçek ve bir hayal kadar güzeldir. Belki bir lahza kadar kısa, belki bir rüya kadar uzundur.


Eğer bizi o anlardan birine alsalar ve sonsuza dek orada tutmayı teklif etselerdi cevabımız ne olurdu? Koşulsuzca kabul edip sonsuz mutluluğu seçebilirdik. Bizi tüm kötülüklerden, özlemden ve üzüntüden uzak tutacak bir sonsuzluğun güzelliği eminim hayal dahi edilemezdi. Belki geceleri uyumadan önce zihnimizde kendini hatırlatan bir andı belki de gülen gözlerle anlatıp hatırladığımız. Artık tekrar tekrar bunu yaşayabilecektik.


Ama bu o kadarla sınırlı kalmazdı. Bu değerli an için yaşayabileceğimiz diğer onca andan kaçardık. İyisiyle ve kötüsüyle. Ama o anlar özünde bütünüyle bizdik. Tüm tecrübeler ve gerçeklerle. İyisiyle ve kötüsüyle tamamen biz. Yaşadığımız onca şey öyle değerliydi ki. Eğer sadece iyiyi alıp yaşamak isteseydik kendimizi kaybedecek kadar uzaklaşabilirdik benliğimizden. Çünkü bizi var eden, hamurumuzu oluşturan onca şeyden ayrı kalmış olurduk. Yine de elimizde böyle bir şans olurdu. Bir kaçış bileti gibi. Ardımızda her şeyi bırakıp bunu ister miydik?


Kabul etmesek de sonsuz şeylerin varlığı daima bizi korkuttu. Gece ve gündüzün birbirini takip etmesine alıştıktan sonra ansızın birden sonsuz gece veya gündüz yaşamaya başlasak bu ürkütücü olurdu. Ya da hiç uyuyup uyanmadan hayatımıza devam etseydik bu bizi yeniden başlama duygusundan alıkoyardı ve rahatsız edici bir şey olurdu. Eğer ömrümüzün sonsuza dek süreceğini bilsek bir şeyleri yapmak için harekete geçer miydik? Geçmezdik. Zaten bir gün gelir elbet yaparım düşüncesi bizi arzularımızdan ayırırdı.



Geç kalacağın bir yer, yetişmen gereken bir otobüs olmadığında acele etmeye gerek duymazsın. Eğer daima bir yerlerde nefes alacaklarından emin olsaydık sevdiklerimize onları sevdiğimizi söylemek gereksiz gelirdi. Çünkü onları en değerli kılan şey hayatımızdaki konumlarıydı.


Ve ben. Henüz on altıncı yaşının ortalarını salgın hastalık döneminde geçiren biri olarak bir şeyin çok iyi farkına vardım. Yaptığım tek şey plan yapıp hayaller kurmaktı. Sanki önüme hiçbir engel çıkamazmış gibi o anı yaşamayı unutup hayalini kurduğum daha iyi an için çabalıyordum. En sevdiğim insanlarla zaten müsait olunca görüşürüz diye nadiren görüşüyordum. En sevdiğim şeyler olan okumayı ve yazmayı “Şu an müsait değilsin, belki bir ara.” Diye erteliyordum. Sanki zaman daima benim istediğim tüm şeyleri yapacağım akışta ilerleyecekti.


Tüm bu yaşananlar benim için çok beklenmedikti. Bir gerçek suratıma tokat gibi indi. Beni mutlu eden her şeyden kaçmıştım ama asıl mutluluğa gittiğimi zannediyordum. Toplam dört ay görüşmediğim en yakın dostuma onu uzun zaman sonra ilk gördüğüm an sarılamadım. Ama onu son gördüğümde bundan haberim olsaydı ona kocaman sarılır öyle ayrılırdım. Günün sonunda odamda oturmuş düşünürken uğruna heyecanlandığım onca şey anlamsızlaşmıştı ve elimde koca bir hiçle kalmıştım. Çabaladığım her şey artık yoktu ve yerini umutsuzluğa bırakmıştı.


Çünkü çoktan treni kaçırmıştım. Hem de en başından beri. Sonsuza dek her şey istediğim gibi gidecek sanmıştım. Kendimi hep o hayal ettiğim daha iyi şeylere hazırlıyordum. Şu andan ayrılmış gibiydim. Ama asıl şeyin farkında değildim, yaşadığım her şey bana aitti.

Artık aylar geçmişti. Geriye dönüp baktığımda gördüğüm şey beni üzmekten çok mutlu ediyordu. Eğer aileme sarıldığım, arkadaşlarımla görüştüğüm anlar hiç bitmeseydi o anlara kavuştuğumda bana yaşattığı mutluluğu hissedemezdim. Ve belki de bu büyümenin bir parçasıydı. Her zaman iyi şeyleri yaşamayacağımı biliyordum. Bu kaçınılmaz bir gerçekti artık. Ve bu kötü hissettirmek yerine iyi hissettiriyordu. Çünkü ben şu andaydım. İyi hissediyorum, çünkü daha kötüsünü hissedebilirdim ve hissettim de. Kötü hissediyorum, ama daha iyisini hissedeceğim. Hissettim çünkü. Tüm iyi ve kötü, gözyaşı ve mutluluk ile yaşıyorum ve bundan daha anlamlı bir şey yok.


Hayat andan ibaret. Hiçbir an sonsuza kadar süremiyor, evet. Mutluluk ve acı ise tam o anın içinde göğüs kafesi kemiklerinden insana kaynaştı ve sonsuza kadar sürecek tek şey bu.



©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.