ERTELENMİŞ BİR ALIŞKANLIK; YAZMAK

Gittikçe elektronikleşen dünyamızda, pek çok şey yavaş yavaş unutulmaya yüz tutmuş durumda. Bunlardan biri yazmak. Fakat öyle elektronik bir alete değil, evet evet deftere yazmak, bir kağıda yazmak benim bahsettiğim. Fikirlerim var, aklımdan pek çok şey geçiyor ama bunlar hep zihnimde gezinip duruyor. Gezinsinler ama nereye kadar di mi? İşin ucundan tutup elimize bir kağıt bir de kalem alsak her şey ne kadar da anlamlı olur aslında.


Yıllardır kafamdaki düşünceleri hayata geçirme konusunda sıkıntılar çektim. Çünkü ya erteliyordum, ya erteliyordum. Hatta o kadar çok erteliyordum ki fikirlerimi, üstünden biraz zaman geçince belki de her şey unutulup gidiyordu hafızamdan. Bu böyle süregelmiş ama nereye kadar di mi? İçimde bir şeyler kıpırdanıp duruyor ama ben onları hep bir rafa kaldırıyorum, önemsemiyorum onları. Çünkü benim her zaman daha önemli işlerim var, vaktimi alması gereken farklı önceliklerim var, sanırdım. Sanırdım diyorum çünkü bu durum aslında benim bir sorunumdu ama ben bunu bir sorun olarak görmediğim için durum uzunca bir müddet devam etti. Sonra bir gün bulunduğum noktada kendime şöyle bir baktım. Şimdiye kadar yaptıklarım neticesinde geldiğim yere bir baktım. Hoş, hayatta bir şekilde gerçekten de yuvarlanıp gidiyoruz ama mesele o süreçte neler yaptıklarımız, ve yapmadıklarımız.


İlkokul dönemimde Türkçe derslerinin sınavlarında kompozisyon yazma kısmı olurdu. Ben o kısmı çok severdim. Sana bir konu veriliyor ve sen de hayal gücüne bağlı olarak istediğini döküyorsun kağıda. Bence harika! Bir şeyler ezberlemiş olmak zorunda değilsin o soruyu yanıtlayabilmek için, tamamen özgürsün seçeceğin kelimelerde, kuracağın cümlelerde.


Fakat pek çok arkadaşım vardı ki bu kompozisyon işini hiç sevmezlerdi. Onlara göre en zor kısım kompozisyon yazmakmış, öyle derlerdi. Aslında bu duygu ve düşünceyi aktarma sorunsalı biraz temelde başlıyor. Önceden yazılmış olan şeyleri ezberlemeyi çok seviyoruz ama biz bir şeyler üretecek olduğumuzda aynı sevgiyi gösteremiyoruz. Buna ister eğitim sistemindeki sıkıntılardan biri deyin, ister başka bir şey. Keza benim düşüncem; bireysel olarak, kendimize üretme konusunda o korkuyu içimize yerleştirmemek esas olan.


Bu yazma işini ilkokulda severdim hoş, sonra birden yarış içine girdiğim bir dönem çıktı ortaya. Liseye giriş sınavı ve ardından üniversiteye giriş sınavı. Sanki toz pembe olan hayatım, bir anda bu iki kritik eğitim sınavı etrafında dönmeye başladı. Yazmayı bırakmış, yazdığım şeyler sadece ve sadece test kitaplarında soru çözmek haline gelmişti. Derslerim vardı benim, saatlerce çalışıp başarılı olmam gereken derslerim. Böyle akıp gitti zaman ve şu an üniversite dönemimdeyim. Uzunca yıllar ertelediğim bu yazma hobime geri döndüm. Aklımda ne varsa kağıda geçiriyorum bir şekilde. Elektronik ortamdan olabildiğince uzak, deyim yerindeyse geleneksel yöntemlerle devam ediyorum. Telefonumun not defterini değil, gerçek bir not defteri kullanıyorum. İki ajanda edindim. Biri edebi, diğeri günlük ajanda. Bunları kullanmaya başladığımda fark ettim ki yazdığım, önemli görüp de not aldığım her şey artık çok daha anlamlı benim için.


Sağda solda biriken şeyleri de ertelemeden not defterlerime geçiriyorum artık. Dergilerde, kitaplarda altını çizdiğim her şey bir araya toplanmış durumda. Bu gerçekten bana bir zenginlik hissettiriyor, bilgi zenginliği.


Demem o ki;

Ben “yazmak” denilen uğraşın, her insanın hayatında bir şekilde yer alması gerektiğine inanıyorum. Her gün, her an pek çok şey öğreniyoruz ve bunların hem hafızamızda, hem de uygulama anlamında kalıcı olmasının en güzel yoludur, yazmak. Benim gibi sen de bunu erteleyenlerden isen, harekete geçmenin için en uygun zaman şu an.


Ne demiş Can Yücel? ”Ömür dediğin üç gündür; dün geldi geçti, yarın meçhuldür. O halde ömür dediğin bir gündür; o da bugündür.”


©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.