YOL AYRIMI

Korkunç düşünceler meşgul ediyor zihnimi. Bu hayata gelmişken yapmamız gerekenleri, neden burada olduğumuzu düşünüp duruyorum. Mutluluğu hak etmeye mi geldik yoksa öylece nefes almaya mı? Varlığımızı ne kadar kabul ettirebiliyoruz yaşantılarımıza? Merak ediyorum, kaçımız attığı her kahkahada kendisi? Bazen rol yapıyoruz, mutsuzluğumuzun damarlarımızdan akmasını engelleyerek kendimizi zehirliyoruz. Bazen sırf çevremizdeki insanlar huzuru kaybetmesinler diye, bazense en zayıf yönlerimizi ellerine birer koz niyetinde teslim etmeyelim diye. Ama doğduk, savaşın ortasındayız ve durmak için vaktimiz yok. Kimi zaman tutulup kalacağız bir kalbe kimi zaman ağlayacağız üzüntülerin baskısı içerisinde. Ama yaşayacağız işte, öyle ya da böyle.



Dostoyevski'nin sorusu geliyor aklıma daima. "Kolay elde edilmiş bir saadet mi yoksa insanı yücelten ıstırap mı daha iyidir?" İnsan, yapabileceklerinin çok daha azını yaparak, daha basiti seçerek doğrudan bir huzura kavuşabilir. Öğrendiği şeyler de o yollarla doğru orantılı olacaktır. Aşık olmadan evlenebilir insan. Para kazanabileceği ama sevmeyeceği bir iş yapabilir. Bu dünya mahşer alanı gibiyken kaçmayı ve en düz yolu seçebilir. Ama amaç para kazanmak mıdır, evlenmek midir? Amaç hep böyle maddesel ve zorunluluk olarak bakılan durumlar mıdır? Öyle mi olmalıdır?


Mücadelenin içinde debelenen her insan mutlu olacağı bir hayata kavuşamayabilir. Ama en azından denedim diyebilir. Keşkelerin pişmanlığı altında ezilmektense yaşadığı acıları tartabilir. Yaşamın içinde daima acı vardır. Kolay elde edilmiş bir saadette bile bu mevcuttur. Çünkü mutluluk da zorluklar da insanlar içindir. Bence insan, elde ettiklerinden çok sonuca gidene kadar uğradığı durakların ona kattıkları ve ondan aldıklarıyla ilgilenmelidir. Önemli olan, kişinin kendisi yücelten acı içinde bile hala mutlu olabileceğine dair umudunun tam olmasıdır benim gözümde. Umut yoksa uğruna vakit harcanacak bir şey de yoktur.



Kimi insanlar sonucunda bir şey elde edilemeyecekse neden hırpalanalım diye düşünebilir. Bu bir serzeniş değil sadece başla bir bakış açısıdır. Her insanın hayattaki gayesinin farklılığı bu durumu tetikler. Dönem dönem bile ümit ettiğimiz hedefler değişirken herkesin bu soruya aynı biçimde cevap vermesi beklenemez bile. Karmaşanın içinde ayakta durabilmektir ıstırap çekmek. Yıkılacak gibiyken ruhuna tutunabilmektir. Bazen bu gücü kendimizde bulamayız. Bazen sadece oturup yıldızları seyretmek, edebi konulardan bahsetmek ve tembellik yapmak isteriz. Arada bir neyi düşlediğimiz değil, daima neyi arzuladığımızdır seçeceğimiz yolu belirleyen. Deneyimlemeyi istediklerimizdir geleceğimizi bize seçtiren.


Dünyaya adım attık bir kere. Elbet yaşayacağız. Belki acıyla belki de sonsuz bir mutlulukla. Dünyaya geldik bir kere. Ya kendimizi aşacağız ya da tutsak ruhlarımızı sürgünlerde yaşatacağız...

18 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.