• Admin

YÖNETMEK Mİ, YÖNLENDİRMEK Mİ?




Hepimiz, çeşitli kalıplarla büyüyoruz. Onları duyuyor, onları benimsiyor ve onlarla yaşamaya devam ediyoruz. Ne kötüdür ki, bazen de o kalıplarla ölüyoruz. Çünkü aslı nedir bilmiyoruz. Çevredekilerin söylediği, televizyondan duyduğumuz, internetten gördüğümüz şeyler bizi çok etkiliyor ve onlara göre hareket edip konuşuyoruz. Kelimeler bize o kadar masum ve önemsiz görünüyor ki, kullanırken çok hafife alıyoruz. Düşündüğümüzü söylemeye çalışmak yeterli oluyor bizim için. Halbuki ağzımıza sakız ettiğimiz çoğu kelime, her şeyimizi şekillendiriyor: Hayatımızı, çevremizi... Ve en önemlisi de benliğimizi. Evet, insanların düşündükleri için var oldukları doğrudur. Fakat asıl önemli olan ne kadar var olduklarıdır ve buna cevap her insanın konuştuğu kadar olduğudur. Eğer ki insanlığa ve kendimize faydalı olmak istiyorsak her şeyi yerli yerinde, olması gerektiği gibi kullanmak zorundayız. Bir kelimenin yanlış kullanılmasının ne gibi sorunlara yol açacağının bilincinde olmalıyız. Ne yazık ki, günümüzde insanların ve medyanın her şeyi kontrol altında tutma ve kendi doğrularını dayatma aşkından dolayı "yönlendirmek" yerine "yönetme"ye çalışıyoruz.


Kısır Döngü



Aslında bu döngü hayatımızda çok küçükken, ilkokuldayken başlıyor. Ne kadar masumuz o yaşlarda, değil mi? Kişinin en saf ve öğrenmeye en aç olduğu dönem. Öğretecek kişi de belli: Öğretmen. Okul başlıyor ve öncelikle okuma yazmaya öncelik veriliyor. Çocuk önüne koyulanı okusun, söyleneni yazsın yeterli. Çünkü ileride sadece buna ihtiyacı olacak. Kelimelerin anlamlarının öğretilmesine değil. Bir gün öğretmen sınıfa geliyor ve sınıfı "yönetmesi" için bir başkan seçilmesi gerektiğini söylüyor. Ne kadar normal görünüyor her şey, değil mi? Aslında o kadar korkunç ki... Daha o yaştan küçücük çocukların başına adeta bir çoban koyarak güdülmeleri gerektiğini söylemenin sade hali bu. Ve ne kadar üzücüdür ki bunu da öğretmen yapıyor. Çünkü o da o şekilde büyümüş ve bir insanın yardıma değil, bir yöne itilmeye ihtiyacı olduğunu zannediyor. En kötüsü de bu nesiller boyu bu şekilde devam ediyor. Belli bir süre sonra da "kısır döngü" haline geliyor. Çocuk, arkadaşlarını yönlendirmeye değil, yönetmeye çalışmaya başlıyor. Onları dinleyip anlamak yerine sadece "yönetme" aşkıyla kendi istediklerini herkesin onaylamasını ve uygulamasını istiyorlar. Daha sonra eve geliyorlar ve ailede de aynı şeyin olduğunu görüyorlar. Çünkü anne ne derse desin "tamam" denilir, baba ne derse desin yapılır, öyle değil mi? Okulda öğrendiğinin aynısını gören çocuk bunun doğru bir şey olduğu kanısına varıyor. Zaten sonrasında da devamı geliyor. Evlenince eşine, daha sonrasında çocuklarına uygulamaya başlıyor ve döngü yeniden başlıyor.


"Herkes Kendisine Sahip"



Kendimize yapıldığında karşı çıktığımız şeyleri, neden başkasına yapmak bu kadar kolay geliyor bize? Neden insan olmanın gereğini yapıp düşünüp sorgulamıyoruz hareketlerimizi? Memnun muyuz? Hiç sanmıyorum. Sadece işimize geliyor bazı şeyler. Kimi zaman da bana yapıldıysa ben neden başkasına yapmayayım diyerek kendimizi avutuyoruz. Her insanın, hangi yaşta olursa olsun, kendi fikri olduğunu ve "yönetilme" ye değil, "yönlendirilme" ye ihtiyaç duyduğunu kabullenmek gerek. Bir insanın yerine başkasının karar vermesine değil, kendi kararlarını uygulamak için yardıma ihtiyacı olduğunu bilmek gerek. Ve de her şeyden önemlisi, kişiyi değiştirmeye çalışmak yerine, her gün daha çok "kendisi" olması için yardım etmeye; onu bir şeye itmeye değil, olmak istediği şeye "yönlendirmek" gerek.




©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.