ZAM'AN'


Sınırlı aklımızla sınırsız kavramlar yaratıyoruz.


Bir yol düşünüyoruz; ana rahminden fırladığımız an ile başlayıp ölüm ile sona eren bir yol. Bir de bu yolu kısımlara ayırıyoruz aştığımız, arkamızda kalan yola geçmiş derken önümüzdeki yolu gelecek olarak adlandırıyoruz. Uçsuz bucaksız zaman kavramını böyle somutlaştırıyoruz sınırlı aklımızda.


Zaman kavramı pek çok şey gibi insanların ihtiyaçları doğrultusunda şekillenmiş. İlk Çağ dönemlerinde zaman, güneşin doğumu ve batımıyla şekillenen gayet basit bir kavramken insanların topluluk halinde yerleşik yaşama geçmeleri ile zaman ayrıştırmaları başlamış; ihtiyaçlara göre takvimler oluşturulmuş, yıllar, aylar, saatler, dakikalar, saliseler... Yerleşik yaşam ve üretici toplumlarla birlikte belirlenmiş saatlerde, belirli işler yapmak gerekmiş.


İhtiyaçlar doğrultusunda güneş, su, mum, kum saati gibi pek çok saat biçimi şekillenmiş teknoloji ile birlikte de ilerleyerek günümüzdeki mekanik saat yapısına kadar ulaştırmış insanlık.

Peki zamanın nasıl farkında oluyoruz?

En küçük anlarda bile değişim kendini gösteriyor, değişim olmasaydı zamanın algılanışı da pek mümkün olmazdı.

Zaman mı değişimin önünü açıyor yoksa değişim mi zaman algısını oluşturuyor?

Değişimin daha temel olduğunu göz önünde bulundurursak değişim; zamanı algılamamızın önünü açıyor. Yani değişim sayesinde zamanı algılayabiliyoruz.


İnsanlar arasında belirli bir ortak zaman algısı yok, insanların bu konuda ortak oldukları tek nokta saatler.


Zaman göreceli olduğundan ötürü farklı algılanışlar var. Bu konuda Albert Einstein, İzafiyet Teorimi ile çok geniş anlamda ‘zamanda göreliliği’ açıklasa da ben en dar kapsamda insanların aynı zaman diliminde farklı zaman algılarının oluşmasının basitçe üzerinde durabilirim. Daha anlaşılabilir olduğunu düşünerek kendimden yola çıktığımda sevdiğim eylemleri gerçekleştirirken "zamanın su gibi aktığını" düşünürken, canımı sıkan keyif almadığım eylemler için "zaman geçmek bilmedi" gibi tabirleri kullanırken bile kendi zaman algımda tutarsızlıklar fark ediyorum.


Hoşlandığımız ve canımızı sıkan iki farklı eylemi gerçekleştirdiğimizi göz önünde bulunduralım: İstekle severek yaptığımız eylem için geçen bir saat bize haliyle kısa gelecektir. Diğer durum için ise tam zıttı olduğunu hissederiz, o bir saat uzar gider. Beynin algılayış biçiminin yarattığı farklılıklar, zamanı öznelleştiriyor.


Zamanı konu alan fantastik ya da masalsı diyebileceğim bir kitap olan "Momo" zamanın göreliliğini şu şekilde anlatıyor;


"Günlük yaşam içinde çok büyük bir sır vardır. Bu büyük sır zamandır... Onu ölçmek için saatler ve takvimler yapılmıştır ama bunlar hiçbir şey ifade etmez. Herkes çok iyi bilir ki, bazen bir saatlik süre insana ömür kadar uzun gelirken, bazen de göz açıp kapayıncaya kadar geçip gider. Zamanın bu garip kısalığı ve uzunluğu o saat içinde yaşanan olaylara bağlıdır.

Çünkü zaman, yaşamın kendisidir. Ve yaşamın yeri yürektir."*

Evet. Zaman, yaşamın ta kendisi bu yüzden zamanda "tasarruf" yapma zırvalığının oluşması rahatsız edici, adeta zamanla yarışıyor ondan dakikalar dileniyor gibiyiz küçük bir zamanı arttırmak bize iyi geliyor. Peki arttırdığımız zaman ile ne yapıyoruz? Arttırdığımız zamanla bile zaman arttırmaya çalışıyoruz.


En temel düşüncemiz zaman arttırmak. Bunun uğruna ince hesaplı planlar yapıyoruz, planlar tutmadığı zaman da zaman kaybettiğimize yanıyoruz. Belki de bu zamanı aceleye getirmemizin nedeni; zaman yarışı, modern yaşamla birlikte kendini daha da gösterdi.


"...Oysa zaman yaşamın kendisiydi. Ve yaşamın yeri yürekti. İnsanlar zamandan tasarruf ettikçe , zaman azalıyordu."*


Düşündüğümde gün içinde yüreğimle hissederek yaşadığım kaç ‘an’ a sahibim ya da var mı hissederek yaşamak diye bir şey?


"An diye bir şey kalmıyor. Ya geçmiş oluyor ya da gelecek."*


Hayatımız anlar şeridinden oluşuyor ve bu şeridin bir gün sona ereceğinin farkındayız. Zamana dahil olan anlarımızı; şeridin sonuna vardığımızda keyif veren bir anıya dönüşmesi için zamanın büsbütün içinde olmalıyız.


* Michael Ende - Momo

74 görüntüleme

©2019 by fikirkolektif. Tüm hakları saklıdır.